MASAJIN TARİHÇESİ
 

MASAJIN TARİHÇESİ

İnsanların geçmişine baktığımızda, dokunmanın ve insan vücuduna başkasının el 
değ­dirmesinin en eski doğal tedavi yöntemi ol­duğunu görürüz. Nitekim bu şifa yöntemine ilişkin ilk yazılı belgeler, İÖ 3000 yıllarında Çin'de ele geçiyor. Bu belgelerde akupressur'a ilişkin verilen bilgilerden, masajın yal­nız hastalıkların ve yaralanmaların değil, has­talıklardan korunmada da önemli rol oynadı­ğının kabul edilmiş olduğunu öğreniyoruz. Bu nedenle akupressur, dokunmayla tedavi yön­temlerinin en eskisidir denebilir.

Hindistan’da uygulanan şifa yöntemlerine göz attığımızda, bu ülkede de masajın çok es­ki yıllarda uygulandığını görüyoruz. Kaynağı­nın Hindistan'dan alan ve geçmişi İÖ 1800 lere kadar giden Ayurveda Tıbbının tedavi yön­temleri arasında eterik yağlarla yapılan masaj önemli bir yer tutuyor.

Antik Çağda tedaviyle uğraşanlar da çevrelerindekilere şifa vermek için ellerini kullanıyorlardı. Hıristiyanlıktan önceki Yunan ve Roma kaynaklarında verilen bilgilerde, masa­jın ne zaman ve ne şekilde uygulanması gerektiğinden ve spor yarışmalarından önce ve sonra, hastalıkların nekahat dönemlerinde, banyolardan önce ve öncelikle bedensel ve dinsel yakınmalarda, sindirim bozukluklarında ve solunum güçlüklerinde masajın yararların­dan söz edilmektedir.

Homer (İÖ 1000) Odisse'de masajda kul­lanılacak yağların özelliklerinden ve nasıl kullanılacaklarından bahseder. Heredot (İÖ. 484-380) bugün uyguladığımız öfloraj ve firiksiyona benzer manipulasyonlardan; tıbbın babası kabul edilen Hipokrat (İÖ. 460 -375) omuz çı­kığının tedavisinde, omuz yerine konduktan sonra masaj yapılmasından ve çok dikkatle yavaş yavaş, ağrı vermeden harekete başlan­masından söz ettikleri gibi, hekimlikle uğra­şan herkesin masaj konusunda bilgi sahibi ol­ması gereğini vurguluyor. 

Hipokrat'la aynı çağda yaşayan Filozof Demokrit (İÖ. 460-380): "insanlar Tanrı'dan sağlık dilerler. Oysa, bunun kendi ellerinde olduğunu ve korumala­rı gerektiğini öğrenseler, hiç tasalanmalarına gerek kalmazdı" diyor.İsa’dan sonra 129 ve 199 yılları arasında yaşayan ve çağının tıbbini derleyen Yunan kö­kenli Romalı hekim Galen, verdiği bilgiler arasında masaj tekniklerine önemli yer ayırı­yor. Ellerin sıvazlama ve daire biçimindeki hareketlerinin olabildiğince kas lifleri yönün­de ilerlemesi gerektiğini yazıyor. 

Fransız he­kimi Avicenna (İS. 980-1037) de, masajın amacının, kaslarda kullanım sonu oluşan ve normal kas çalışmasıyla yok edilemeyen mad­de artıklarının dağılması olduğunu söylüyor. Bu maddeler dağıtılabilirse, yorgunluğun da giderilebileceğini ileri sürüyor ki, bu düşünce günümüz masaj anlayışının temel öğelerinden biridir.

Ortaçağ'da Hıristiyanlığın Avrupa’da ya­yılması ve kilisenin insan vücuduna düşman­ca bakan anlaşılmaz tutucu tutumuyla masaj tamamen yasaklanıyor. Suyla yıkanmanın in­san vücudu için zarar olduğu savunularak tari­hi Roma Hamamlarının nasıl kapanması yö­nüne gidiliyorsa, masaj yapan kadınlara da ca­dı muamelesi yapılarak, öldürülmeleri gerek­tiği salık veriliyordu.

Uzun yıllar sonra, 14 YY sonlarına doğru İtalya'dan başlayan aydınlanma çağı, Rönesans'la birlikte masaj tekrar gün ışığına çıkı­yor.Masaj, P. H. Ling'in (1778-1838) Stokholm’da, Metzger'in (1839-1901) Amsterdamdaki uğraşıları sonucu tekrar uygulama alanı­na çıkmış ve "İsveç Masajı" ismiyle anılmış­tır. Metzger masaj ve egzersiz arasında kesin bir sınır çizmiştir. Metzger 'in tanımladığı manipulasyonlar Mosengeil(l 875)tarafından ele alınmış, teknik, etki ve endikasyon yönün­den araştırılmıştır. Mosengeil'in tanımladığı manipulasyonlardan öfloraj, petrisaj, friksiyon, topetmen bugün de değiştilmiş olarak uygu­lanmaktadır. Fransa'dan gelen çeşitli manuplasyonlar da bunlara katılmıştır. 

Mosengeils, yaptığı bilimsel araştırmalar sonunda, masajın distorsiyonlarda resorpsiyona yardımcı oldu­ğunu saptamıştır.Daha sonraları hekimler masajla yakından ilgilenmişler ve masaj hastanelere girmiştir. Örneğin, James B. Mennel (1880-1957) teda­vi amacıyla masajı geniş olarak ele almış, fa­kat bir sınıflandırma yapmamıştır. Yavaş ya­vaş, masajın değerinden ve yöntemlerinden söz eden yapıtlar ortaya çıkmağa başlamıştır. T. Billroth'un "Masaj" (1875), A. V. YVinivvarter'in "Kronik İç Hastalıklarında Masajın De­ğerlendirilmesi", (1878), M. . Foedemann'ın "Göz Hastalıklarında Masaj" (1882), A. Bum'un "İdrar Boşaltımına Masajın Etkisi (1888) ve Bendix'in "Sağlıklı İnsan Metabo­lizması Üzerine Masajın Etkileri" (1894) isimli çalışmaları bunlardandır.

Masaj konusunda bilimsel araştırmalar gittikçe çoğalmış, birçok yazar, masajı bir sis­tem içine sokan, etkilerini açıklayan yapıtlar ortaya koymuşlardır. A. Rcibmayr, "Masaj Tekniği"(1888) ve "Pratik Hekimlik Yönün­den Masajın Değeri ve Uygulaması"(1893) isimli yapıtlarında, daha 19. yüzyılın sonların­da masaj konusunda oldukça yararlı bilgiler vermiştir. 

Yapıtlarında, karına uygulanacak masajla, refleks yolla peristaltizmin uyarabileceğinden, çevredeki lenf damarlarında akımın hızlandırılabileceğinden söz etmektedir. O devirde, vücuda çıplak olarak rol, yoksa elbi­se üzerinden mi masaj yapılması tartışma ko­nusu olduğu için, Rcibmayr çıplak vücudun, hiç bir ara madde kullanılmadan oğulmasını savunmaktadır.J. Schrcibcr, 1888 de yayımladığı "Masaj­la Tedavide Pratik Öğütler" isimli kitabında, masaj manuplasyonlarını statik ve ilerleyici olarak ayırmakta ve bu kavram içinde karışık manuplasyonlar tarif etmektedir. 

İsveçli E. A. G. Kleen (1847_1923), 1895 de yazdığı "Ma­saj El Kitabı" isimli yapıtında, ırkdaşı Peter H Ling'in( 1776-1839), jimnastiğin bir yan dalı olarak kabul ettiği masajı, ayrı bir bölüm ola­rak ele alıyor ve Fransız okuluncada tanımla­nan bir dizi manuplasyonu sade bir şekle sokuyor.Son söz edilen her üç yazar, masajın etlile­rini mekanik ve kısmen de refleksif esasa da­yandırmaktadırlar. Kleen, refleks etkinin da­marların daralıp genişlemesiyle görünür hale geldiğini iddia etmektedir.

Douglas Graham (1848-1928), 1884 de New York da yayınlanan ilk eserinde günü-müzdekine çok benzer tanım ve sınıflandırma yapmış, friksiyon, petrisaj, perkusyon ve rolling gibi manuplasyonları tanımlayarak, ma­sajın koruyucu ve tedavi edici özelliklerini be­lirtmiştir. William Murrel (1853-1912) 1886 da Londra'da yayımladığı yapıtında masajın tedavi edici özellikleri üzerinde durarak, uy­gulamada sistemli bir yöntemin gereğine işa­ret etmiştir.J. Zobludovvski'nin 1885 de yazdığı ve masajın cerrahideki yeriyle fizyolojik etkile-reni ele alan yapıtı, 1911 de J. Eidger tarafın­dan tekrar ele alınarak "Masaj Tekniği " ismi altında yayınlanmıştır.

Klasik masajda bugün uyguladığımız tek­nik ve sistemi getiren A. Hoffa( 1859-1907), 1893 yılında Stutgart' da yayınlanan yapıtında masaj tekniğine geniş yer vermiş ve manup­lasyonları öfloraj, petrisaj, friksiyon, topotmen, titreştirme veya vibrasyon olarak beş esas grupta toplamıştır. Uygulamayı, vücudu anatomik bölümlere ayırarak yapmakta, lokal ve merkezi sinir sistemini de içine alan uzak etkileri açıklamaktadır. Hoffa'nın yöntemleri, kendi okulunun devamı olan Goch okulunca sürdürülmüş ve 1935 de Hoffa Gocht tekniği olarak yayımlanmıştır. 

Sonraları Storck aynı tekniği geliştirmiş ve 1937 de yeni bir yapıt yayınlamıştır. -Bir okul haline gelen "Hoffa -Goch-Storck" tekniği bir dizi kitaplar halinde yayımlanmış ve günümüze kadar gelmiştir.20. yüz yılın ortalarından başlayarak, kla­sik mesaj teknik yönünden bugünkü biçimini almış ve etkileri üzerine sayısız araştırmalar yapılarak gerçek önemi ortaya konmuştur.
 
Ya­yınlanan sayısız yapıtlarda ve uygulamanın öğretildiği okullarda bazı küçük ayrıcalıklar olmakla beraber, esas kurallar aynı kalmıştır.Klasik masajın geçirdiği bu aşamalar yanı sıra, bir dizi özel masaj yöntemleri de gelişti­rilmiştir. Bunlar arasında en geniş ilgiyi Elisa-beth Dicke tarafından geliştirilerek tedavi ala­nına sokulan "Bağ Dokusu Mesajı" görmüş ve kendisinin yaptığı pratik çalışmalar 1942 yı­lında Almanya'da yayınlanmıştır. Dicke'nin bulduğu yöntem, aradan geçen 20 yıl içinde Kohlrausch veTeirich Leuble tarafından geliş­tirilmiştir. 

Bağ dokusu masajı, deri organ ref­leksi yoluyla etkili olduğu için, bazı yazarlarca bağ dokusu içindeki refleks bölgelerinin masajı olarak da kabul edilmektedir. Klasik masajdan ayrı, kendine özel bir tekniği olan bağ dokusu masajında (konnektif doku masa­jı) deri altı bağ dokusunda, belli hastalıklarda oluşan belli değişikliklere özel teknikle uygu­lama yapılmaktadır.Elle lenf drenajı, yani lenf akışının eller aracılığıyla sağlaması yöntemini, Danimarka­lı hekim Emil Vodder geliştirmiş ve sonradan gelenler yöntemi daha detaylandırmışlardır. 

İlgili bölümde bu konuda açıklama yapılacak­tır.Kibler, O. Glaser ve A. W. Dalicho tarafın­dan geliştirilen "segmentel Masaj" in da, bağ dokusu masajı gibi deri organ refleksi yoluyla etkili olduğu iddia edilmektedir. Ayrıcalığı, bağ dokusu masajında olduğu gibi belirli bir uygulama planı yoktur ve tedaviye patolojik bulguların saptandığı bölgeden başlanabilme-sindedir. 

Uygulamanın yapılacağı bölgedeki deri ve deri altı dokusu, parmaklarla tutulup kaldırıldıktan sonra, baş parmakla diğer par­maklar arasında sıkılır ve ileri geri kaydırılır.P. Vogler ve H. Kraus'un tarif ettikleri "Periost Masajı''nın da kendine özel bir yöntemi vardır. 

Belli kemik yüzeylerine, işaret ve orta parmakların, birinci metakarpal eklemlerden tam bükülmesiyle oluşturulan eklem çıkıntıla­rı veya aynı parmakların uçlarıyla kuvvetli friksiyon yapılır. İki dakika kadar bir yerde çalıştıktan sonra, yandaki alana geçilerek ma­saja devam edilir. Vogler, yapılan hareketin küçük daireler biçiminde olmasına dikkati çe­kiyor. Periost masajından beklenen, bağ doku­su masajında olduğu gibi, bozulmuş organ fonksiyonlarına ve kaslardaki fonksiyonel bo­zukluklara refleks yolla etkili olabilmektir. 

Kural olarak, tedavi edilmek istenen bölgeye en yakın bir kemik yüzeyi seçilmektedir.W. Ruhmann'ın 1929 da tarif ettiği ve "Basınç Masajı" diye çevirebileceğimiz yöntemde, yazarın kendi belirlediğini söyledi­ği noktalara işaret parmağıyla basınç yapılır­ken, deri, deri altı dokusu üzerinde kaydırıl­maktadır, (Akupessur). 

Benzer yöntemi Cornelius "Sinir Noktaları Masajı olarak isimlen­dirmektedir. Uygulamanın yapılacağı noktala­ra ilişkin kesin bir anatomik açıklama yapıl­mamaktadır. Bu noktaların Cinden yayılan akupunktur'un uygulandığı noktalarla ilişkisi olduğu düşünülebilir. Hatta, sinir noktaları masajının, Japonlarca uygulanan Chiu-Chitsu yönteminin bir benzeri olduğu da söylenebilir.

Tüm bu özel masaj yöntemleri, klasik ma­sajda olduğu gibi genelleşememiş ve uygula­ma alanları sınırlı kalmış veya belli okullarca benimsenmiştir. 

Bugün için tüm dünyada en yaygın olarak uygulanan klasik masajdır.
  
 

 
  Bugüne kadar ( 2 ziyaretçi ) sitemizi gezmiştir.